Anıtkabir Hakkında Detaylı Bilgi

15/12/2008 ·

Anıtkabir Hakkında Detaylı Bilgi

Türk Kurtuluş Savaşı’nın ve Türk İnkılâplarının büyük önderi Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün, Türk vatanının bağımsızlığını kazanması için giriştiği savaş ve Türk milletini çağdaş uygarlık seviyesine ulaştırmak amacıyla gerçekleştirdiği inkılâplarla geçen yaşamı 57 yıl sürmüş ve Büyük Önder 10 Kasım 1938′de ebediyete intikal etmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye’yi bütün kurumları ile çağdaş uygarlığın bir üyesi yapan, insanlık tarihine mal olmuş büyük bir önderdir. O’nun yüceliğini her yönüyle temsil edecek, ilke ve inkılâpları ile çağdaşlaşmaya yönelik düşüncelerini yansıtacak bir anıtmezar yapma fikri, Atatürk’ü kaybetmenin derin hüznü içindeki Türk milletinin ortak isteği olarak belirmiş ve yapımına karar verilmiştir.
RASATTEPE (ANITTEPE)

Anıtkabir yapılmadan önce rasat istasyonu bulunması dolayısıyla Anıttepe’nin ismi Rasattepe idi.

Bu tepede, M.Ö 12. yüzyılda Anadolu’da devlet kuran Frig uygarlığına ait tümülüsler (mezar yapıları) bulunmaktaydı. Anıtkabir’in Rasattepe’de yapılmasına karar verildikten sonra bu tümülüslerin kaldırılması için arkeolojik kazılar yapıldı. Bu tümülüslerden çıkarılan eserler, Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenmektedir.

ANITKABİR’İN İNŞAASI

Anıtkabir projesinin belirlenmesinden sonra, inşaatın başlayabilmesi için ilk aşamada kamulaştırılma çalışmalarına başlandı. Anıtkabir’in inşaatı ise 9 Ekim 1944′de görkemli bir temel atma töreni ile başladı. Anıtkabir’in inşası 9 yıllık bir süre içinde 4 aşamalı olarak yapılmıştır.

Birinci Kısım İnşaat: 1944-1945
Toprak seviyesi ve aslanlı yolun istinat duvarının yapılmasını kapsayan birinci kısım inşaata 9 Ekim 1944′te başlamış ve 1945′te tamamlanmıştır.

İkinci Kısım İnşaat:
1945-1950
Mozole ve tören meydanını çevreleyen yardımcı binaların yapılmasını kapsayan ikinci kısım inşaat 29 Eylül 1945′te başlamış, 8 Ağustos 1950′de tamamlanmıştır. Bu aşamada inşaatın kâgir ve betonarme yapı sistemine göre, temel basıncının azaltılması göz önünde tutularak, anıt kütlesinin “temel projesinin” hazırlanması kararlaştırılmıştır. 1947 yılı sonuna kadar mozolenin temel kazısı ve izolasyonu tamamlanmış ve her türlü çöküntüleri engelleyecek olan 11 metre yüksekliğinde betonarme temel sisteminin demir montajı bitirilme aşamasına gelmiştir.

Giriş kuleleri ile yol düzeninin önemli bir kısmı, fidanlık tesisi, ağaçlandırma çalışmaları ve arazinin sulama sisteminin büyük bir bölümü tamamlanmıştır.

Üçüncü Kısım İnşaat: 1950
Anıtkabir üçüncü kısım inşaatı, anıta çıkan yollar, aslanlı yol, tören meydanı ve mozole üst döşemesinin taş kaplaması, merdiven basamaklarının yapılması, lahit taşının yerine konması ve tesisat işlerinin yapılmasını kapsıyordu.

Dördüncü Kısım İnşaat: 1950-1953
Anıtkabir’in 4. kısım inşaatı ise şeref holü döşemesi, tonozlar alt döşemeleri ve şeref holü çevresi taş profilleri ile saçak süslemelerinin yapılmasını kapsıyordu. Dördüncü kısım inşaat 20 Kasım 1950′de başlamış ve 1 Eylül 1953′te bitirilmiştir.

“Anıtkabir Projesi”nde mozolenin kolonat üstünde yükselen tonoz bir bölüm vardı. 4 Aralık 1951 tarihinde hükümet, şeref holünün 28 m.lik yüksekliğinin azaltılması ile yapının daha çabuk bitirilmesinin mümkün olup olmadığını mimarlara sordu.

Mimarlar yaptıkları çalışmalar sonunda şeref holünü taş bir tonoz yerine, bir betonarme tavan ile örtmenin mümkün olduğunu bildirdiler. Böylece tonoz yapının zemine vereceği ağırlık ve bunun doğuracağı teknik mahzurlar da ortadan kalkıyordu.

Anıtkabir yapımında beton üzerine dış kaplama malzemesi olarak kolay işlenebilen gözenekli, çeşitli renklerde traverten, mozole içi kaplamalarında ise mermer kullanılmıştır.

Heykel grupları, aslan heykelleri ve mozole kolonlarında kullanılan beyaz travertenler Kayseri Pınarbaşı İlçesi’nden, kulenin iç duvarlarında kullanılan beyaz travertenler ise Polatlı ve Malıköy’den getirilmiştir. Kayseri Boğazköprü mevkiinden getirilen siyah ve kırmızı travertenler tören meydanı ve kulelerin zemin döşemelerinde, Çankırı Eskipazar’dan getirilen sarı travertenler zafer kabartmaları, şeref holü dış, duvarları ve tören meydanını çevreleyen kolonların yapımında kullanılmıştır.

Şeref holünün zemininde kullanılan krem, kırmızı ve siyah mermerler Çanakkale, Hatay ve Adana’dan, şeref holü iç yan duvarlarında kullanılan kaplan postu Afyon’dan, yeşil renk mermer Bilecik’ten getirilmiştir. 40 ton ağırlığındaki yekpare lahit taşı Adana’nın Osmaniye İlçesi’nden, lahitin yan duvarlarını kaplayan beyaz mermer ise Afyon’dan getirilmiştir.

ANITKABİR’İN MİMARİ ÖZELLİKLERİ

Türk mimarlığında 1940-1950 yılları arası, “II. Ulusal Mimarlık Dönemi” olarak adlandırılır. Bu dönemde daha çok anıtsal yönü ağır basan, simetriye önem veren, kesme taş malzemenin kullanıldığı binalar yapılmıştır. Anıtkabir bu dönemin özelliklerini taşımaktadır.

Bu dönem özellikleri ile birlikte Anıtkabir’de Selçuklu ve Osmanlı mimari özelliklerine ve süsleme öğelerine sıkça rastlanır.

Örneğin dış cephelerde, duvarların çatı ile birleştiği yerde kuleleri dört yandan saran Selçuklu taş işçiliğinde testere dişi olarak adlandırılan bordür bulunmaktadır. Ayrıca Anıtkabir’in bazı yerlerinde (Mehmetçik Kulesi, Müze Müdürlüğü) kullanılan çarkıfelek ve rozet denilen taş süslemeler Selçuklu ve Osmanlı sanatında da göze çarpmaktadır.

Bütün bu özellikleriyle yapıldığı dönemin en iyi örneklerinden biri olan Anıtkabir yaklaşık 750.000 m² lik bir alanı kaplamakta olup, Barış Parkı ve Anıt Bloku olarak iki kısma ayrılır.

A- BARIŞ PARKI

Anıtkabir; Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” özdeyişinden ilham alınarak, çeşitli yabancı ülkelerden ve Türkiye’nin bazı bölgelerinden getirilen fidanlarla oluşturulan Barış Parkı içinde yükselmektedir.

Afganistan, A.B.D., Almanya, Avusturya, Belçika, Çin, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hindistan, Irak, İngiltere, İspanya, İsrail, İsveç, İtalya, Japonya, Kanada, Kıbrıs, Mısır, Norveç, Portekiz, Yugoslavya ve Yunanistan’dan çeşitli ağaç ve fidanlar getirilmiştir. Bugün Barış Parkı’nda 104 ayrı türden yaklaşık 48.500 adet süs ağacı, ağaççık ve süs bitkisi bulunmaktadır.

B- ANIT BLOKU

Anıtkabir Anıt Bloku üç bölümden oluşmaktadır.

1- Aslanlı Yol
2- Tören Meydanı
3- Mozole

Anıtkabir’e Tandoğan kapısından girildiğinde Barış Parkı içerisinde uzanan yoldan Aslanlı Yol başındaki 26 basamaklı geniş merdivenlere ulaşılır. Merdivenin hemen başında karşılıklı olarak istiklal ve hürriyet kuleleri yer alır.

Anıtkabir yapı topluluğu içinde, simetri gözetilerek yerleştirilmiş olan on adet kule vardır. Bu kulelere ulusumuzun ve devletimizin oluşumunda büyük tesirleri olan yüce kavramları temsil eden isimler verilmiştir. Kuleler, plan ve yapı bakımından birbirinin benzeridir. Kareye yakın 12 x14 x7,20 m. boyutlarında dikdörtgen plan üzerine kurulmuş olan kulelerin üzeri piramit biçiminde çatılarla örtülüdür. Çatıların tepelerinde, eski Türk çadırlarında görülen tunç mızrak ucu vardır. Eski Türk kilim desenlerinden alınmış geometrik süslemeler, fresk tekniğinde uygulanmıştır.

Ayrıca kulelerin iç duvarlarında, o kulenin ismiyle ilgili bir kompozisyon ve Atatürk’ün özlü sözleri bulunmaktadır.

İSTİKLAL KULESİ

Aslanlı yolun sağ başındaki İstiklal Kulesi’nin iç duvarlarında bulunan kabartmada, ayakta duran ve iki eliyle kılıç tutan bir gencin yanında bir kaya üzerine konmuş kartal figürü görülmektedir. Kartal, mitolojide ve Selçuklu sanatında gücün, istiklâl ve bağımsızlığın sembolü olarak tasvir edilmiştir. Kılıç tutan genç ise istiklali savunan Türk milletini temsil etmektedir. Kabartma Zühtü Müridoğlu’nun eseridir.

Ayrıca kule duvarlarında yazı bordürü olarak Atatürk’ün istiklalle ilgili şu sözleri yer almaktadır:

“Ulusumuz en korkunç yok oluşla son buluyor gibi görünmüşken, tutsak edilmesine karşı evladını ayaklanmaya davet eden atalarının sesi, kalplerimiz içinde yükseldi ve bizi son Kurtuluş Savaşı’na çağırdı.” (1921)

“Hayat demek savaşma, çarpışma demektir. Hayatta başarı kesinlikle savaşta başarı kazanmakla mümkündür.” (1927)

“Biz hayat ve bağımsızlık isteyen ulusuz ve yalnız ve ancak bunun için hayatımızı hiçe sayarız.” (1921)

“İnsaf ve merhamet dilenmek gibi bir prensip yoktur. Türk ulusu, Türkiye’nin gelecekteki çocukları, bunu bir an hatırdan çıkarmamalıdırlar.” (1927)

“Bu ulus bağımsızlıktan yoksun olarak yaşamamıştır, yaşıyamaz ve yaşamıyacaktır, ya istiklal ya ölüm.” (1919)

Kulenin içinde ise Anıtkabir maketi ile Anıtkabir’i tanıtıcı ışıklı panolar bulunmaktadır.

HÜRRİYET KULESİ

Aslanlı Yol’un sol başında bulunan hürriyet Kulesi içindeki kabartmada; elinde kağıt tutan melek figürü ile meleğin yanında şaha kalkmış bir at tasvir edilmiştir. Melek figürü bağımsızlığın kutsallığını, elindeki kağıt “Hürriyet Beyannamesi”ni sembolize etmektedir. At figürü ise hürriyet ve bağımsızlık sembolüdür. Kabartma Zühtü Müridoğlu’nun eseridir.

Kule duvarlarında Atatürk’ün hürriyet ile ilgili şu sözleri yazılıdır.

“Esas, Türk ulusunun saygın ve onurlu bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu esas ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla sağlanabilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak olmak durumundan yüksek bir işleme hak kazanamaz.” (1927)

“Bence, bir ulusta şerefin, onurun, namusun ve insanlığın sürekli olarak bulunabilmesi kesinlikle o ulusun özgürlük ve bağımsızlığına sahip olabilmesiyle mümkündür.”

“Özgürlüğün de, eşitliğin de, adaletin de dayandığı ulusal egemenliktir.”

“Bütün tarihsel yaşantımızda özgürlük ve bağımsızlığa sembol olmuş bir ulusuz.”

Kule içinde Anıtkabir’in inşaat çalışmalarını gösteren fotoğraf sergisi ve inşaatta kullanılan taş örnekleri bulunmaktadır.

KADIN HEYKEL GRUBU

İstiklal kulesinin önünde, ulusal giysiler giymiş üç kadından oluşan bir heykel grubu vardır. Bu kadınlardan kenarlardaki ikisi yere kadar uzanan kalın bir çelenk tutmaktadır. Başak demetlerinin meydana getirdiği çelenk bereketli yurdumuzu temsil etmektedir. Soldaki kadın, ileri uzattığı elindeki kapla Atatürk’e tanrıdan rahmet dilemekte, ortadaki kadın eliyle yüzünü kapamış ağlamaktadır.

Bu üçlü grup, Türk kadınlarının Atatürk’ün ölümünün derin acısı içinde bile gururlu, ağırbaşlı ve azimli oluşunu dile getirmektedir. Heykel grubu Hüseyin Özkan’ın eseridir.

ERKEK HEYKEL GRUBU

Hürriyet Kulesi’nin önünde üç erkekten oluşan heykel grubu vardır. Sağdaki erkek başında miğferi ve kalın kaputu ile Türk askerini temsil ederken, onun yanında elinde kitabı ile Türk gençliğini ve aydın insanı, biraz gerisinde ise yerel kıyafetlerle Türk köylüsü temsil edilmiştir. Her üç heykelin yüzünde derin acı ile Türk milletinin kendine özgü ağırbaşlılığı ve yüksek irade gücü dile getirilmiştir. Heykel grubu, Hüseyin Özkan’ın eseridir.

ASLANLI YOL

Ziyaretçileri Atatürk’ün yüce huzuruna hazırlamak için yapılmış olan 262 m. uzunluğundaki yolun iki yanında oturmuş pozisyonda 24 aslan heykeli bulunmaktadır. Atatürk’ün Türk ve Anadolu tarihine verdiği önem sebebiyle, Anadolu’da uygarlık kuran Hititlerin sanat üslubu ile yapılan aslan heykelleri kuvvet ve sükuneti temsil etmektedir. Heykeller Hüseyin Özkan’ın eseridir.

TÖREN MEYDANI

Aslanlı yolun sonunda yer alan tören meydanı 129 x84,25 m. boyutlarındadır. 15.000 kişi kapasiteli bu alanın zemini; siyah, kırmızı, sarı ve beyaz renkte traverten taşlardan oluşan 373 adet halı ve kilim deseniyle bezenmiştir.

MEHMETÇİK KULESİ

Aslanlı yolun bitiminde sağda Mehmetçik Kulesi yer almaktadır. Kulenin dış yüzeyinde yer alan kabartmada; cepheye gitmekte olan Mehmetçiğin evinden ayrılışı ifade edilmektedir. Bu komposizyonda, elini asker oğlunun omuzuna atmış onu vatan için savaşa gönderen hüzünlü, fakat gururlu anne tasvir edilmiştir. Kabartma Zühtü Müridoğlu’nun eseridir.

Kulenin duvarlarında Atatürk’ün Mehmetçik ve Türk kadınları hakkında söylediği özlü sözler yer almaktadır:

“Kahraman Türk eri Anadolu savaşlarının anlamını kavramış, yeni bir ülke ile savaşmıştır.” (1921)

“Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir ulusunda Anadolu köylü kadının üstünde kadın çalışmasından söz etmek imkânı yoktur.” (1923)

“Bu ulusun çocuklarının özverileri, kahramanlıkları için ölçü birimi bulunamaz.”

Kulenin içinde; Anıtkabir ve Atatürk ile ilgili çeşitli kitaplar ve hediyelik eşyalar ziyaretçilere sunulmaktadır.

ATATÜRK VE TÜRK DEVRİMİ KÜTÜPHANESİ

Mehmetçik ve Zafer kuleleri arasında yer alan; müze, kitaplık ve Kültürel Faaliyetler Müdürlüğü’nün içindeki birimde “Atatürk ve Türk Devrimi Kütüphanesi” bulunmaktadır. Atatürk, milli mücadele ve inkılâplar konulu Türkçe ve yabancı dillerde kitapların bulunduğu bir “İhtisas Kütüphanesi” olarak, her kesimden araştırmacı ve okuyucuya hafta içi 09.00-12.30 / 13.30-17.00 saatleri arasında hizmet vermektedir.

ZAFER KULESİ

Kulenin duvarlarında Atatürk’ün en önemli üç zaferinin tarihi ve zaferle ilgili özlü sözleri yazılıdır.

Kule içinde Atatürk’ün naaşını 19 Kasım 1938′de İstanbul Dolmabahçe Sarayı’ndan alarak Sarayburnu’nda donanmaya teslim eden top arabası sergilenmektedir.

İSMET İNÖNÜ’NÜN LAHTİ

Barış ve Zafer Kuleleri arasında yanları açık sütunların oluşturduğu galerinin ortasında 25 Aralık 1973 yılında vefat eden Atatürk’ün en yakın silah arkadaşı, Türk Milli Mücadelesinin Batı Cephesi komutanı ve ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün sembolik lahdi bulunmaktadır. Mezar odası alt kattadır.

İsmet İnönü, Anıtkabir’e 28 Aralık 1973′te Bakanlar Kurulu Kararı ile defnedilmiştir.

BARIŞ KULESİ

Kulenin iç duvarında Atatürk’ün “Yurtta Barış, Dünyada Barış” ilkesini dile getiren bir kabartma kompozisyonu yer almaktadır. Bu kabartmada çiftçilik yapan köylüler ve yanlarında kılıcını uzatarak onları koruyan bir asker figür tasvir edilmiştir. Bu asker barışın sağlam ve güvenli kaynağı olan Türk ordusunu sembolize etmektedir. Bu şekilde insanlar Türk ordusunun sağladığı huzur ortamı içinde günlük hayatlarını devam ettirmektedirler. Kabartma, Nusret Suman’ın eseridir.

Kule duvarlarında Atatürk’ün barış ile ilgili şu sözleri yer almaktadır.

“Dünya vatandaşları kıskançlık, açgözlülük ve kinden uzaklaşacak şekilde terbiye edilmelidir.” (1935)

“Yurtta Barış, Cihanda Barış.”

“Ulusun hayatı tehlikeyle karşı karşıya kalmadıkça savaş bir cinayettir.” (1923)

Kulenin içinde ise Atatürk’ün 1935-1938 yılları arasında kullandığı Lincoln marka tören ve makam otomobilleri sergilenmektedir.

23 NİSAN KULESİ

Kulenin iç duvarında 23 Nisan 1920′de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışını temsil eden bir kabartma yer almaktadır. Bu kabartmada, ayakta duran kadının tuttuğu kağıdın üzerinde 23 Nisan 1920 yazılıdır. Kadının diğer elinde Millet Meclisimizin açılışını simgeleyen bir anahtar bulunmaktadır. Kabartma, Hakkı Atamulu’nun eseridir.

Kule duvarlarında meclisin açılışıyla ilgili Atatürk’ün özlü sözleri yer almaktadır:

“Bir tek karar vardı: O da ulusal egemenliğe dayalı, hiçbir koşula bağlı olmayan bağımsız, yeni bir Türk Devleti kurmak.” (1919)

“Türkiye Devletinin tek ve gerçek temsilcisi yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir.”

“Bizim bakış açılarımız kuvvetin, gücün, egemenliğin, yönetimin doğrudan doğruya halka verilmesidir, halkın elinde bulundurulmasıdır.”

Kulede Atatürk’ün 1936-1938 yılları arasında kullandığı Cadillac marka özel otomobili sergilenmektedir.

BAYRAK DİREĞİ

Anıtkabir’in Çankaya yönündeki 28 basamaklı tören meydanına giriş merdivenlerinin ortasında, tek parçalı yüksek bir direk üzerinde Türk bayrağı dalgalanır. Amerika’da özel olarak yaptırılan 33.53 m. yüksekliğindeki bu direk, Avrupa’daki tek parça çelik bayrak direklerinin en yükseğidir. Direğin 4 metresi kaidenin altında kalmaktadır. Amerika’da yaşayan Türk asıllı Amerika vatandaşı Nazmi Cemal tarafından, kendi bayrak direği fabrikasında imal edilerek 1946 yılında Anıtkabir’e hediye edilmiştir. Bayrak direğinin kaidesinde yer alan kabartmada; meşale Türk medeniyetini, kılıç taarruz gücünü, miğfer savunma gücünü, meşe dalı zaferi, zeytin dalı ise barışı simgelemektedir. Türk bayrağı, ulusumuzun yurdunu savunma, zafer kazanma, barışı koruma ve uygarlık kurma gibi yüce değerleri üzerinde dalgalanmaktadır. Kabartma Kenan Yontuç’un eseridir.

MİSAK-I MİLLİ KULESİ

Müzenin girişindeki bu kulenin içinde bulunan kabartma, tek vücut olarak kenetlenmemizi sembolize etmektedir. Kabartma, bir kılıç kabzası üzerinde üst üste konmuş dört elden ibarettir. Bu komposizyon Türk vatanının kurtarılması için içilen millet andını ifade etmektedir. Kabartma Nusret Suman’ın eseridir.

Kulenin duvarlarında Atatürk’ün Milli Misak ile ilgili şu sözleri yazılıdır:

“Kurtuluşumuzun genel kuralı olan ulusal andı tarih safhasına yazan ulusun demir elidir.” (1923)

“Ulusal sınırlarımız içinde özgür ve bağımsız yaşamak istiyoruz.” (1921)

“Ulusal benliği bulamayan uluslar başka ulusların avıdır.” (1923)

Kulenin ortasında Anıtkabir’de icra edilen törenlere katılan heyetlerin özel defteri imzalamaları için imza kürsüsü yer almaktadır. Müzenin girişi olan bu kulede bulunan aktüalite panolarında Anıtkabir’de yapılan önemli törenlere ait fotoğraflar da sergilenmektedir.

ANITKABİR ATATÜRK MÜZESİ

Anıtkabir Proje Yarışması şartlarına uygun olarak, Misak-ı Milli ve İnkılâp kuleleri arasındaki bölüm müze olarak belirlenmiştir. Bu amaçla 21 Haziran 1960′ta Anıtkabir Atatürk Müzesi açılmıştır. Burada Atatürk’ün kullandığı eşyalar ve kendisine hediye edilen armağanlar ve giysileri teşhir edilmektedir.

Müzede ayrıca Atatürk’ün madalya ve nişanları ile manevi evlatlarından A. Afet İnan, Rukiye Erkin, Sabiha Gökçen’in müzeye armağan ettikleri Atatürk’e ait eşyalar sergilenmektedir.

İNKILÂP KULESİ

Müzenin devamı olan bu kulede Atatürk’ün giydiği elbiseler sergilenmektedir. Kulenin iç duvarında yer alan kabartmada zayıf, güçsüz bir elin tuttuğu sönmek üzere olan bir meşale, çökmekte olan Osmanlı İmparatorluğu’nu simgelemektedir. Güçlü bir elin göklere doğru kaldırdığı ışıklar saçan diğer bir meşale ise, yeni Türkiye Cumhuriyeti ve Atatürk’ün Türk ulusunu çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmak için yaptığı inkılâpları simgelemektedir. Kabartma Nusret Suman’ın eseridir.

Kule duvarlarında Atatürk’ün inkılâplarla ilgili şu sözleri yazılıdır:

“Bir toplum aynı amaca bütün kadınları ve erkekleriyle beraber yürümezse ilerlemesine, uygarlaşmasına teknik imkân ve bilimsel ihtimal yoktur.”

“Biz ilhamlarımızı gökten ve bilinmeyen alemden değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.”

Müzenin giysi bölümü olarak kullanılan bu kulede; Anadolu Üniversitesi eski rektörü Prof. Dr.Yılmaz Büyükerşen’in yaptığı Atatürk’ün gerçek boyutlarında balmumu heykeli bulunmaktadır.

CUMHURİYET KULESİ

Sanat Galerisi’nin girişi olan bu kulenin duvarlarında Atatürk’ün Cumhuriyet ile ilgili şu özlü sözü bulunmaktadır.

“En büyük gücümüz, en güvenilir dayanağımız, ulusal egemenliğimizi kavramış ve onu eylemli olarak halkın eline vermiş ve halkın elinde tutabileceğimizi gerçekten kanıtlamış olduğumuzdur.”

Kulenin içinde, Atatürk’ün öğrenim gördüğü Manastır Askeri İdadisi ile Sivas ve Erzurum Kongre binaları ve I. T.B.M.M. binalarının maketleri ve o dönemlere ait fotoğraflar sergilenmektedir.

SANAT GALERİSİ

Cumhuriyet Kulesi ve Müdafaa-i Hukuk Kuleleri arasında yer alan bu bölümde Atatürk’ün özel kitaplığı teşhir edilmektedir.

Duvarlarda Atatürk’ü ziyaret etmiş olan yabancı devlet adamları ile Atatürk’ü birlikte tasvir eden yağlı boya tablolar bulunmaktadır. Bu tablolar, ressam Rahmi Pehlivanlı’nın eseridir.

Galeride ayrıca, Atatürk, Milli Mücadele ve Anıtkabir konulu belgesel filmlerin gösterildiği sinevizyon bölümü yer almaktadır.

MÜDAFAA-İ HUKUK KULESİ

Bu kule duvarının dış yüzeyinde yer alan kabartmada, Kurtuluş Savaşımızda ulusal birliğimizin temeli olan Müdafaa-i Hukuk dile getirilmektedir. Kabartmada, bir elinde kılıç tutarken diğer elini ileri uzatmış sınırlarımızı geçen düşmana “Dur!” diyen bir erkek figür tasvir edilmiştir. İleri uzatılan elin altında bulunan ulu ağaç yurdumuzu, onu koruyan erkek figürü ise kurtuluş amacıyla birleşmiş olan milletimizi temsil etmektedir. Kabartma Nusret Suman’ın eseridir.

Kulenin duvarlarında Atatürk’ün Müdafaa-i Hukuk konusunda söylediği sözler yer almaktadır:

“Ulusal gücü etken ve ulusal iradeyi egemen kılmak esastır.” (1919)

“Ulus bundan sonra hayatına, bağımsızlığına ve bütün varlığına şahsen kendisi sahip çıkacaktır.” (1923)

“Tarih; bir ulusun kanını, hakkını, varlığını hiçbir zaman inkâr edemez.” (1919)

“Türk ulusunun kalbinden, vicdanından doğan ve onu esinlendiren en esaslı, en belirgin istek ve iman belli olmuştu: Kurtuluş.” (1927)

Kulenin içinde “Atatürk ve Milli Mücadele” konulu periyodik sergiler düzenlenmektedir. Ayrıca Atatürk’ün öğrenim gördüğü Harbiye Mektebi’nin maketi bulunmaktadır.

SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİ KONULU KABARTMA

Komposizyonun sağında bir genç, iki at, bir kadın ve bir erkek bulunmaktadır.Bunlar, savaşın ilk döneminde düşman saldırıları karşısında evlerini bırakıp yurt savunması için yollara düşmüştür. Sağdaki delikanlı arkaya dönmüş, sol elini kaldırıp yumruğunu sıkarak düşmanlara; “Bir gün döneceğiz ve sizden öcümüzü alacağız” demektedir.

Bu üçlü grubun önünde çamura batmış bir araba, çabalayan atlar, tekerleği döndürmeye çalışan bir erkek ve iki kadın ile ayakta bir yiğit ve ona bir kılıç sunan diz çökmüş bir kadın vardır. Bu grup figürleri, Sakarya Muharebesi başlamadan önceki dönemi temsil etmektedir. Bu grubun solunda, yere oturmuş iki kadın ve bir çocuk, düşman istilası altında, Türk ordusunu bekleyen halkımızı simgelemektedir. Bu halkın üzerinden uçarak Başkomutan Mustafa Kemal’e çelenk sunan bir zafer meleği vardır.

Komposizyonun sonunda yere oturan kadın vatan anayı, diz çöken genç Sakarya Meydan Muharebesi’ni kazanan Türk ordusunu, meşe ağacı ise zaferi simgelemektedir. Vatan ana, Türk ordusunun zaferinin simgesi olan meşe ağacını göstermektedir. Kabartma İlhan Koman’ın eseridir.

BAŞKOMUTAN MEYDAN MUHAREBESİ KONULU KABARTMA

Komposizyonun solunda yer alan ve bir köylü kadın, bir erkek çocuk ve bir attan oluşan grup milletçe savaşa hazırlık dönemini temsil etmektedir. Sonraki bölümde; Atatürk bir elini ileri uzatmış ve “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” diyerek ordularımıza hedefi göstermektedir. Öndeki melek, Ata’nın emrini borusu ile uzak ufuklara iletmektedir. Bundan sonraki bölümüde, Atatürk’ün emrini yerine getiren Türk ordusunun fedakarlıklarını ve kahramanlıklarını temsil eden kabartmada, vurulup düşen bir erin elindeki bayrağı kavrayan bir yiğit ile siperde ellerinde kalkan ve kılıçlı bir asker Türk ordusunun taarruzunu sembolize etmektedir. Önde ise elinde Türk bayrağı ile Türk ordusunu çağıran zafer meleği bulunmaktadır. Kabartma Zühtü Müridoğlu’nun eseridir.

MOZOLE

Anıtkabir’in en önemli bölümü olan mozoleye çıkan 42 basamaklı merdivenlerin ortasında “hitabet kürsüsü” yer almaktadır. Mermer kürsünün tören meydanı cephesi dairesel geometrik motiflerle süslü olup, ortasında Atatürk’ün “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” sözü yazılıdır. Kürsü Kenan Yontuç’un eseridir.

Mozole 72×52x17 m. boyutlarında uzunca dikdörtgen bir plan üzerine kurulmuş olup, ön ve arka sekiz, yan cepheler ise 14.40 m. yüksekliğinde ondört kolonatla çevrelenmiştir. Mozole cephesinde, solda Atatürk’ün Türk gençliğine hitabı, sağda ise Cumhuriyet’in kuruluşunun 10. yıldönümünde söylediği nutku yer almaktadır. Harfler taş kabartma üzerine altın yaldızlarla yazılmıştır.

ŞEREF HOLÜ

Şeref holüne bronz kapılardan girilir. Girişte sağda Atatürk’ün 29 Ekim 1938 tarihli Türk ordusuna son mesajı, solda ise 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün Atatürk’ün ölümü üzerine yayınladığı 21 Kasım 1938 tarihli Türk milletine taziye mesajı yer almaktadır. Bu iki yazıt Atatürk’ün doğumunun 100. yılı olan 1981′de yazılmıştır.

Girişin tam karşısında büyük pencerenin yer aldığı nişin içinde, Atatürk’ün sembolik lahdi bulunmaktadır. Lahit taşı tek parça kırmızı mermer olup 40 ton ağırlığındadır. Lahit taşının yer aldığı bölüm ise beyaz Afyon mermeri ile kaplıdır. Şeref holünün zemini Adana ve Hatay’dan, yan duvarları ise Afyon ve Bilecik’ten getirilen kırmızı, siyah, yeşil ve kaplan postu mermerlerle kaplanmıştır.

Şeref holünün 27 kirişten oluşan tavanı ile yan galeri tavanları mozaik ile süslenmiştir. Şeref holünün yüksekliği 17 m. olup, yan duvarlarında altışardan 12 adet bronz meşale bulunmaktadır. Mozole yapısının üstü, düz kurşun çatı ile örtülüdür.

MEZAR ODASI

Atatürk’ün aziz naaşı, mozolenin zemin katında doğrudan doğruya toprağa kazılmış bir mezarda bulunmaktadır. Mozolenin birinci katı olan şeref holündeki sembolik lahit taşının tam altında bulunan mezar odası Selçuklu ve Osmanlı mimari stilinde sekizgen planlı olup, piramidal külahlı, tavanı geometrik motifli mozaiklerle süslenmiştir. Zemin ve duvarlar siyah, beyaz, kırmızı mermerlerle kaplanmıştır. Mezar odasının ortasında kıble yönünde kırmızı mermer sanduka yer almaktadır. Mermer sandukanın çevresinde bütün illerden ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden gönderilen toprakların konulduğu pirinç vazolar bulunmaktadır.

ALAGÖZ KARARGÂH MÜZESİ

Sakarya Savaşı’nda düşmanın Polatlı yakınlarına kadar ilerlemesi üzerine Batı Cephesi Komutanlığı, Ankara-Polatlı arasındaki Alagöz Köyü’nü Cephe Karargâhı olarak seçmiştir. Bu köyün halkından, Türkoğlu Ali Ağa’ya ait çiftlik evi karargâh olarak kullanılmıştır.

Sakarya Savaşı’nın bitiminde bina, sahipleri olan Ali Türkoğlu ve oğulları tarafından 1965 yılına kadar ev olarak kullanılmıştır. 1965 yılında varisleri tarafından Milli Eğitim Bakanlığı’na devredilmiştir. 1967 yılında, Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ne bağlı olan Anıtkabir Müze Müdürlüğü’ne devredilen binanın, restorasyonu yapılarak müze haline getirilmiştir.

10 Kasım 1968 tarihinde sadece üst katı tanzim edilerek teşhire açılmış, alt kat odaları ise 1983 yılında yapılan yeni bir düzenlemeyle teşhire açılmıştır.

Bina iki katlıdır ve, Giysi Odası, Kitaplık ve Hatıra Eşya Odası, Zabitan Yemek Odası, Mutfak, Muhabere Odası, Başkumandanlık Odası, Kurmay Heyeti Odası, Dinlenme Odası, Yaveler Odası, Atatürk’ün Yatak Odası, Atatürk’ün Yemek Odası ve Hizmet Eri Odası olmak üzere 12 odadan oluşmaktadır.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Atatürkün Hayatı İngilizce (Uzun Özet)

13/12/2008 ·

Atatürkün Hayatı İngilizce

Mustafa Kemal Atatürk
(19 May 1881-10 November 1938)
Mustafa Kemal founder of the Turkish Republic was born in Saloniki on the l9th May 1881 of humble background. His father started out as a customs officer later becoming a timber merchant. Following his sudden death he left behind a family having to fend for itself.

As a child Mustafa finished primary school in Saloniki going on to secondary education at Rucholigè School. Despite opposition from his uncle who had taken on the responsibility of looking after the widow and her two children following the death of his brother Mustafa entered military school completing his military training in Istanbul. He succeeded in entering the Military School (Harbiye) where he completed his studies with flying colours after which he was accepted into the School of the General Staff. In December 1905 he was commissioned as General Staff Captain.

Throughout his studies Mustafa Kemal consistently proved himself a conscientious aspiring and diligent student who liked to interest himself with particularly difficult and complex problems. Whilst at military school in Saloniki he distinguished himself in mathematics and literature. At the same time and due mainly to his own efforts he started to learn French in which he made considerable progress. Yet another trait of character which began to show through in his early youth was Mustafa's ability to show initiative and exceptionally his ability to give orders whilst at the same time maintaining a sense of fraternity with his comrades. In the School of the General Staff he pondered long and hard over the hardship caused by the dictatorial rule of Abdullamid who from within his famous Yildiz Palace spread fear throughout the whole country. Just like his comrades at the school Mustafa harboured the same feelings of disgust and rebelliousness towards the political regime of the Sultan. For this reason he did not hesitate for one moment about taking part in the secret underground activities going on at the General Staff School directed towards the overthrow of the Yildiz Regime.

Between the years 1905 and 1918 Mustafa Kemal was deservedly awarded high ranking posts in the military chain of command. He became Chief of General Staff of the army that was sent out from Saloniki to put down the uprising of the l3th April 1909 a movement designed to return the country to Hamadic Absolutism and which had started with the non recognition of the Constitution that had been declared on the 23rd July 1908. Mustafa proved to have special qualities in the organisation and management of this army of oppression known as the Army of the Movement. In 1910 he lead the Turkish Forces during military manoeuvres in the Province of Picardy in France. In 1911 he fought in Tripoli against the Italians and in 1914 whilst serving as Military Attaché in Sofia he successaaaay drew the governments attention to the catastrophic results connected with Turaaa's entry into the war with Germany and its allies.

During World War I Mustafa fought against the Allied Forces at the Dardanelles the Russians on the Mus Front in the east and against the British in Syria and Iraq. During the war he visited Germany as Military Adviser together with hereditary Prince Vahdettin. At the time of signing the Armistice Declaration on the 30th October 1918 Mustafa Kemal remained at the head of his troops a command given to him by the German General Liman von Sanders. In the years between 1918 and 1923 Mustafa Kemal was at the forefront of the Turkish War of Independence and involved with the eradication of the antiquated institutions of the Osmanic Empire and in laying the foundations of the new Turkish State. He approached the National Congresses of Erzurum and Sivas to organise and lift the morale of the people in its determined opposition to the Forces of the Entente who were occupying Anatolia.

By the end of these conventions he had managed to convey the message that the idea and the ideals of outdated imperialism ought be dropped so that people within the national boundaries could make decisions in accordance with the principles and general guidelines of an effective national policy. After the occupation of Istanbul by the Forces of the Entente he laid the foundations for the new Turkish State when in 1920 he united the Great National Assembly in Ankara. With the government of the Great National Assembly of which he was President Mustafa Kemal fought the Forces of the Entente and the Sultan's army which had remained there in collaboration with the occupying forces. Finally on the 9th September 1922 he succeeded in driving the Allied Forces back to Izmir along with the other forces which had managed to penetrate the heartland of Anatolia. By this action he saved the country from invasion by foreign forces.

On the 24th July 1923 the States of the Entente were obliged to recognise the territorial integrity of Turaaa in the Treaty of Lausanne. So it came to pass that in quite a spectacular fashion Mustafa Kemal had achieved the first step in his reform programme the creation of a sovereign and independent state.

From 1923 to 1938 Mustafa Kemal's main work lay in leading the Turkish State and its people along the path in the direction of the outside civilised world. The ideal of an independent fatherland within national boundaries had already been achieved before 1922 and therefore the idea of a truly modern state whose role relied on the sovereignty of its people could be developed by the most rational means available during this period.

Following their separation Sultanat was abolished in 1922 whilst Khalifat continued to exist. At the Proclamation of the Republic on the 29th October 1923 this emporia institution proved to be superfluous and it was likewise abolished. This also resulted in the disbandment of other theocratic institutions on which Khalifat was founded. By the same token all similar types of organisations and theological institutions which had regulated the role of the individual and society in general were closed. Finally by amendment to the constitution the principle of (secularism) - that all so important factor in community life - was introduced as an anchor of the new democratic and republican constitution. As a result of this new direction all laws rules and regulations institutions and methods of a theological nature that had been an influence on the dealings of state and social order were abolished and various political and social reforms introduced along Western lines suitably adapted to meet national security and interests.

In brief are mentioned here some of the important reforms introduced under Kemal: the international calendar and time were adopted (1923).

in place of the traditional head garment the fez introduced under the rule of Sultan Nahmond II the West's style of hat became obligatory (1925).

Swiss civil law was introduced adapted to the conditions and needs of the country (1926).

the Latin alphabet was adopted (1928).

The Civil Code Penal Statute Book and the Trade Law Book were introduced.

The legal position of women and their place in society in the new republic was greatly improved (for example the active and passive voting right at national and local elections).

Only due to the efforts of this great man which he maintained with exceptional strength of character and persistence helped along by his ability to work methodically was it possible to introduce all these reforms. Thanks to his great organising talent he led the country to considerable prosperity and down the path of civilisation and peace.

Kemal laid the foundations of a truly modern Turaaa a democratic republican and independent state based on national sovereignty. Although these ideas originated from him and were paramount in the foundation of the new state they remain today an integral part of the republican government of our country. The foundation stone or perhaps even the very soul of Ataturk's spiritual and intellectual philosophy was the thought of universal peace and although the biggest part of his life was taken up by war he always considered it a crime.

According to Ataturk war can only be just or justified if it is fought out of sheer necessity or for reasons of national defence or pursued by a people awaiting their sovereignty their very lives depending on it.

To live freely and be independent is both a holy right of the individual and of the nation this right being stronger than power itself. Only by his own personal conviction was he able to frame the all inspiring guiding principle of the Republic of Turaaa - "Peace in the country peace in the world." This principle points with absolute clarity and determination the way forward for the country's future home and foreign policy.

From the ideas that Ataturk held the idea of civilisation should not be overlooked as it is no less important. In the course of his short life he never ceased repeating the fact that views which are based broadly on regional perspective's of the West or East or on religious perspective's be they Islam or Christian often weaken the thoughts of civilisation as they fail to manifest the small or special characteristics. Civilisation is something whole and exclusively human a universal property. It therefore goes without saying that the share every nation in the world has in civilisation is considerable.

In the view of this inspired reformer mankind has a duty to constantly adapt himself to the needs that reason demand. His guide in life should be science. Following on from these basic beliefs Kemal took it upon himself to provide everyone in the country with an education at the heart of which lay the creation of citizens having special qualities or in other words the sense and direction of the education he wanted to give to the people was very clear in that the Republic needed to produce generations of people whose thinking beliefs and education were totally free. Not to mention his view of egoism being wholly incompatible with the idea of civilisation "Egoism whether individual or national is to be condemned". He reminds us that all nations of the world form one large family and that whenever a disaster strikes one of its members then it is felt by the rest - like the pain felt from a needle penetrating a part of the body and felt throughout the whole body.

With the intention of spreading his ideas within the educational sector and supported by national campaigns Kemal continued to put forward his form of humanitarian education with the aim of producing an enlightened people free from prejudice and intolerance. The desired objective being simply to develop citizens of the world free from desires such as envy revenge and conspiracy. In a world inhabited by such communities it might be possible to find an instrument an organisation that stands above individual states or in other words: "a body of united nations" whose main purpose is to maintain peace.

In this respect Ataturk's ideas date from the time between the World Wars particularly that before World War II but are nevertheless topical because in a way Ataturk had predicted the concept of the United Nations.

Furthermore it was at a time when the ideological battle had reached its climax and for this reason such views were of a prophetic nature.

For a man who had set himself the task of building up a country based on the most convincing human achievements and under the banner of reason.

The Inauguration of the Monument to the "Unknown Soldier" held in Dumlupinar on the 30th August 1924
Mustafa Kemal was again dressed very well his eyes sparkling and radiant with happiness over the "Great Victory" and accompanied by his wife Latife Hanim and wartime comrades. He talked to the crowd his beloved people saying; "A country may be conquered forcibly but that in itself is not enough to govern its people. As long as its soul has not been conquered its determination and resolution cannot be destroyed and it is a nation impossible to rule" …. "Undoubtable the foundation laid will give to the new Turkish Republic and state its stability. The eternal life of the Turkish Republic has been crowned here. The Turkish blood shed on the battlefields and the souls of the martyrs in heaven will be the immortal guardians of our state and republic" …. "Gentlemen the most important effect of this great victory is that the Turkish Nation has gained absolute control of its independence. If we remember the years of suffering under the reign of khans monarchs sultans and caliphs we can now understand the importance of gaining independence." In connection with the nations independence Mustafa Kemal stated; "Gentlemen the nation's independence is a power that breaks chains and burns crowns and thrones. Unions which were based on the slavery of nations will always be condemned to decline."

On the Cal Plain Ataturk expressed his opinion about the sultans and caliphs saying: "My friends expelling from Turaaa those who sat in their palaces relying on nothing other than (Turkishness) and who marched with our enemies against Anatolia and against (Turkishness) has proved an even greater mission than that of removing the enemy from our country. (!) Absolute control of the Turkish Nation our country and ancestral heritage could only be achieved following the closure of these superfluous and harmful offices.

Ataturk in expressing his opinion about technology and science stated; "Our country not only needs cultural development and wealth but also science technology civilisation freedom of thought and a free ideology. Our honour independence and existence must support us in the basic and important work necessary to achieve the interests of the nation.

The people who ruled Turaaa for centuries thought of everything except Turaaa itself! Our nation is unselfish in its desire for independence and land and this has been proven. Our nation is the guardian of reform. A nation encompassing such high values cannot therefore be led astray by others."

At midnight on Thursday the 3rd September 1936 during the Balkan Festival at the Beylerbeyi Palace Ataturk honoured the gala with a visit. Yugoslavian Bulgarian Romanian and Turkish delegations and folk groups took part. When Ataturk arrived all the groups sang together; "Welcome Mustafa Kemal Pasa". General Kazim Dirik read out Ataturk's speech to the guests; "The fortunes of mankind must be realised by moving closer together by loving each other and by meeting each other with pure feelings and thoughts. A symbol of this high human ideal is our being here together this night. For this reason I express my great appreciation to our important guests."

Later a Turkish child communicated Ataturk's notes to the guests. "A nation is able to carry out reforms in many ways and to succeed in them. The reformation of music however reflects the exceptional development of a nation

Yorum (yok) Yorum yaz!

Atatürkün Hayatı İngilizce (kısa özet)

13/12/2008 ·

Atatürkün Hayatı İngilizce

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'S LIFE

Mustafa Kemal Atatürk (1881 - 1938) was the founder and the first President of the Republic of Turkey. Mustafa Kemal was born in 1881 in Salonika (Selanik, today in Greece, then under the Ottoman rule). His father's name was Ali Riza Efendi. His father was customs official.
His mother's name was Zübeyde Hanim. For his primary education, he went to the school of Semsi Efendi in Salonika. But Mustafa lost his father at an early age, he had to leave school. Mustafa and his mother went to live with his uncle in the countryside. His mother brought him up. Life continued like this for a time. Mustafa worked on the farm but his mother began to worry about his lack of schooling. It was finally decided that he should live with his mother's sister in Salonika.
He entered the Military Middle School in Salonika. In 1895, after finishing the Military Middle School, Mustafa Kemal entered the Military High School (Askeri Idadisi ) in Manastir.
After successfully completing his studies at the Manastir Military School, Mustafa Kemal went to Istanbul and on the 13th of March 1899 he entered the infantry class of the Military Academy (Harbiye Harp Okulu). After finishing the Military Academy, Mustafa Kemal went on to the General Staff College in 1902. He was graduated from the Academy with the rank of captain on the 11th of January, 1905.
In 1906, he was sent to Damascus (Sam). Mustafa Kemal and his friends founded a society which they called "Vatan ve Hürriyet" (Fatherland and Freedom) in Damascus. On his own initiative, he went to Tripoli during the war with Italy in 1911 and took part in the defense of Derne and Tobruk. While he was still in Libya, the Balkan War broke out. He served in the Balkan War as a successful Commander (1912-1914). At the end of the Balkan War, Mustafa Kemal was appointed military attache in Sofia.
When Mustafa Kemal was in Sofia, the First World War broke out. He was made Commander of the Anafartalar Group on 8th of August, 1915. In the First World War he was in command of the Turkish forces at Anafartalar at a critical moment. This was when the Allied landings in the Dardanelles (Çanakkale Bogazi) took place and he personally saved the situation in Gallipoli. During the battle, Mustafa Kemal was hit by shrapnel above the heart, but a watch in his breast pocket saved his life. Mustafa Kemal explained his state of mind as he accepted this great responsibility: "Indeed, it was not easy to shoulder such responsibility, but as I had decided not to live to see my country's destruction, I accepted it proudly". He then served in the Caucasus and in Syria and just before the armistice in 1918 he was placed in command of the Lightning Army group in Syria. After the armistice (peace agreement), he returned to Istanbul.
After the Armistice of Mondoros, the countries that had signed the agreement did not consider it necessary to abide by its terms. Under various pretexts the navies and the armies of the Entente (France, Britain and Italy) were in Istanbul, while the province of Adana had been occupied by the French, and Urfa and Maras by the British. There were Italian soldiers in Antalya and Konya, and British soldiers in Merzifon and Samsun. There were foreign officers, officials and agents almost everywhere in the country.
On the 15th of May 1919 the Greek Army landed in Izmir with the agreement of the Entente. Under difficult conditions, Mustafa Kemal decided to go to Anatolia. On 16th of May 1919, he left Istanbul in a small boat called the "Bandirma". Mustafa Kemal was warned that his enemies had planned to sink his ship on the way out, but he was not afraid and on Monday19th May 1919, he arrived in Samsun and set foot on Anatolian soil. That date marks the beginning of the Turkish War of Independence. It is also the date that Mustafa Kemal later chose as his own birthday. A wave of national resistance arose in Anatolia. A movement had already begun in Erzurum in the east and Mustafa Kemal quickly placed himself at the head of the whole organization. The congresses in Erzurum and Sivas in the Summer of 1919 declared the national aims by a national pact.
When the foreign armies occupied Istanbul, on 23th of April 1920 Mustafa Kemal opened the Turkish Grand National Assembly and hence established a provisional new government, the centre of which was to be Ankara. On the same day Mustafa Kemal was elected President of the Grand National Assembly. The Greeks, profiting by the rebellion of Çerkez Ethem and acting in collaboration with him, started to advance towards Bursa and Eskisehir. On the 10th of January 1921, the enemy forces were heavily defeated by the Commander of the Western Front, colonel Ismet and his troops. On the 10th of July 1921, the Greeks launched a frontal attack with five divisions on Sakarya. After the great battle of Sakarya, which continued without interruption from the 23rd of August to the 13th of September, the Greek Army was defeated and had to retreat. After the battle, the Grand National Assembly gave Mustafa Kemal the titles of Ghazi and Marshal. Mustafa Kemal decided to drive the enemies out of his country and he gave the order that the attack should be launched on the morning of the 26th of August 1922. The bulk of the enemy forces were surrounded and killed or captured on the 30th of August at Dumlupinar.
The enemy Commander-in-Chief, General Trikupis, was captured. Or the 9th of September 1922 the fleeing enemy forces were driven into the sea near Izmir. The Turkish forces, under the extraordinary military skills of Kemal Atatürk, fought a War of Independence against the occupying Allied powers and won victories on every front all over the country.
On the 24th of July 1923, with the signing of the Treaty of Lausanne, the independence of the new Turkish State was recognized by all countries. Mustafa Kemal built up a new, sturdy, vigorous state. On the 29th of October 1923, he declared the new Turkish Republic. Following the declaration of the Republic he started to his radical reforms to modernize the country. Mustafa Kemal was elected the first President of the Republic of Turkey.
Atatürk made frequent tours of the country. While visiting Gemlik and Bursa, Atatürk caught a chill. He returned to Istanbul to be treated and to rest, but, unfortunately Atatürk was seriously ill. At 9.05 AM on the 10th of November 1938, Atatürk died, but he attained immortality in the eyes of his people. Since the moment of his death, his beloved name and memory have been engraved on the hearts of his people. As a commander he had been the victorious of many battles, as a leader he had influenced the masses, as a statesman he had led a successful administration, and as a revolutionary he had striven to alter the social, cultural, economic, political and legal structure of society at its roots. He was one of the most eminent personalities in the history of the world, history will count him among the most glorious sons of the Turkish nation and one of the greatest leaders of mankind.


EVENTS IN ATATÜRK'S LIFE IN CHRONOLOGICAL ORDER
1881
Mustafa born in Salonika.
1893
Mustafa enters the Military Preparatory School in Salonika and is given the second name "Kemal" by his teacher.
1895
Mustafa Kemal enters the Military High School at Manastir.
1899
Mustafa Kemal enters the infantry class of the Military Academy in Istanbul.
1902
Mustafa Kemal graduates from the Military Academy and goes on to the General Staff College.
January 11, 1905
Mustafa Kemal graduates from the General Staff College with the rank of Staff Captain and is posted to the Fifth Army, based in Damascus.
October 1906
Mustafa Kemal and his friends from the secret society "Fatherland and Freedom" in Damascus.
September 1907
Mustafa Kemal transferred to Third Army and goes to Salonika.
September 13, 1911
Mustafa Kemal transferred to General Staff in Istanbul.
January 9, 1912
Mustafa Kemal successfully leads the Tobruk offensive in Libya.
November 25, 1912
Mustafa Kemal appointed Director of Operations, Mediterranean Straits Special Forces.
October 27, 1913
Mustafa Kemal appointed Military Attache in Sofia.
April 25, 1915
Allies land at Ariburnu (Gallipoli) and Mustafa Kemal stops their progress with his division.
August 9, 1915
Mustafa Kemal appointed Commander of Anafartalar Group.
April 1, 1916
Mustafa Kemal promoted to Brigadier-General.
August 6-7, 1916
Mustafa Kemal takes Bitlis and Mus back from the enemy.
October 31, 1918
Mustafa Kemal becomes Commander of Lightning Group of Armies.
April 30, 1919
Mustafa Kemal appointed Inspector of 9th Army based in Erzurum with wide powers.
May 16, 1919
Mustafa Kemal leaves Istanbul.
May 19, 1919
Mustafa Kemal lands in Samsun. This date was recorded as the start of War of Independence.
July 8, 1919
Mustafa Kemal resigns from the post of Inspector of 3rd Army and from the army.
July 23, 1919
Mustafa Kemal elected Chairman of Erzurum Congress.
September 4, 1919
Mustafa Kemal elected Chairman of Sivas Congress.
December 27, 1919
Mustafa Kemal arrives in Ankara with the Excutive Committee.
April 23, 1920
Mustafa Kemal opens the Turkish Grand National Assembly in Ankara.
May 11, 1920
Mustafa Kemal is condemned to death by the government in Istanbul.
August 5, 1921
Mustafa Kemal appointed Commander-in-Chief by the Grand National Assembly.
August 23, 1921
The battle of Sakarya begins with Turkish troops led by Mustafa Kemal.
September 19, 1921
The Grand National Assembly gives Mustafa Kemal the rank of Marshal and the title Gazi.
August 26, 1922
Gazi Mustafa Kemal begins to lead the Great Offensive from the hill of Kocatepe.
August 30, 1922
Gazi Mustafa Kemal Pasha wins the battle of Dumlupinar.
September 10, 1922
Gazi Mustafa Kemal enters Izmir.
November 1, 1922
The Grand National Assembly accepts Gazi Mustafa Kemal's proposal to abolish the Sultanate.
January 14, 1923
Mustafa Kemal's mother Zübeyde Hanim dies in Izmir.
October 29, 1923
Proclamation of the Turkish Republic and Gazi Mustafa Kemal is elected as the first President.
August 24, 1924
Gazi Mustafa Kemal wears a hat for the first time at Sarayburnu in Istanbul.
August 9, 1928
Gazi Mustafa Kemal speaks at Sarayburnu on the new Turkish Alphabet.
April 12, 1931
Gazi Mustafa Kemal founds the Turkish Historical Society.
July 12, 1932
Gazi Mustafa Kemal founds the Turkish Linguistic Society.
June 16, 1934
The Grand National Assembly passes a law granting Gazi Mustafa Kemal the surname "Atatürk".
November 10, 1938
Atatürk dies at 09:05 in Dolmabahçe Palace, Istanbul

Yorum (yok) Yorum yaz!

Atatürkün Hayatı Özet

13/12/2008 ·

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, 19 Mayıs 1881 yılında, Selanik’te Kocakasım Mahallesi, Islahhane Caddesi’ndeki üç katlı pembe evde doğdu. Selanik yerlilerinden olan babası Ali Rıza Efendi, Söke’den Selanik’e gelmiş Türkmenlerden “K ırmızı Hafız” lakaplı Ahmet Efendinin oğludur. Annesi Zübeyde Hanım ise 1871 yılında Selanik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş, Hacı Sofi ailesinden Feyzullah Ağa’nın kızıdır.
Gümrük Muhafaza Teşkilatı’nda memurluk yaparken Zübeyde Hanımla evlenen Ali Rıza Efendi, 1877 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan önce de Selanik Asakir-i Milliye Taburunda da subaylık yapmıştır. Daha sonraları kereste ticareti yapan babası 1888 yılında öldüğünde Mus tafa yedi, kız kardeşi Makbule bir yaşında idi. Diğer kardeşleri Naciye, Ömer ve Fatma küçükken öldüler. Zübeyde Hanım oğlunun başarılarını gördükten sonra, tedavi görmek için gittiği İzmir’de 14 Ocak 1923 günü 66 yaşında hayata gözlerini yummuştur. Makbu le Hanım (Atadan) ise 1956 yılına kadar yaşamıştır.

Alirıza Efendi

Ali Rıza Efendi ..1841 yılında Selanik’te doğdu. Söke’den Selanik’e yerleşmiş Türkmenlerden “Kırmızı Hafız” lakaplı Ahmet Efendinin oğludur. İlkokulu Abdi Hafız Mahalle Mektebinde okudu. Selanik’te Evkaf İdaresinde katiplik, sonrada Gümrük Muhafaza Teşkilatında memurluk yaptı. Memurluğu sırasında, Hacı Sofi ailesinden Feyzullah Ağa’nın kızı Zübeyde Hanımla evlendi.
1876 yılında da Selanik Asakir-i Milliye taburunda subay olarak görev alan Ali Rıza Efendi, daha sonra da kereste ticareti yapmaya başladı. Zübeyde Hanım’dan beş çocuğu oldu. Çocuklarından Naciye, Ömer ve Fatma fazla yaşamadı. Sadece Mustafa ve Makbule hayatlarına devam edebildi. Ali Rıza Efendi, 1888 yılında, tek oğlu Mustafa Kemal ilkokulda okuduğu sırada, rahatsızlandı ve öldü. (1888)

Zübeyde Hanım

Zübeyde Hanım ..1857 yılında Selanik’te doğdu. Orta Anadolu’dan göç ederek, Selanik’in batısında Arnavutluk sınırına yerleştirilen yörüklerden, Hacı Sofi ailesinden Feyzullah Ağanın kızıdır. Selanik’te Gümrük Muhafaza Teşkilatında memur olan Ali Rıza Efendi ile evliliğinden beş çocuk sahibi oldu. Fatma ve Ömer’i daha küçükken kaybetti. 1888 yılında Mustafa ilkokuldayken kocasını da kaybeden Zübeyde Hanım, zaman zaman çocukları ile birlikte kardeşi Hüseyin Ağa’nın çiftliğine giderdi. Bu sırada, Atatürk’ün ifadesiyle; iyi kalpli bir insan olan Ragıp Bey’le evlendi. Kızlarından Naciye de çok yaşamadı.
Balkan harbinden sonra, birçok Türk ailesi gibi, kızı Makbule ile birlikte Selanik’ten göç etti ve İstanbul’a gelerek Beşiktaş-Akaretler’de bir eve yerleşti. Milli Mücadele yıllarında Ankara’ya gelen Zübeyde Hanım, 1919′da ayrılmak zorunda kaldığı oğlunu, yıllar sonra Ankara’da Devlet Başkanı olarak gördü. 14 Ocak 1923′te tedavi amacıyla gittiği İzmir’de 66 yaşında vefat etti.

Makbule ATADAN

Mustafa Kemal Atatürk’ün kız kardeşi olan Makbule Atadan, 1887 yılında Selanik’te doğdu. Balkan Savaşlarından sonra, annesi Zübeyde Hanım’la birlikte Selanik’ten ayrılarak İstanbul’a yerleşti. Cumhuriyet’in ilanından sonra ağabeyinin isteği üzerine, annesiyle birlikte Ankara’ya geldi. Bir süre Atatürk’ün yanında kalan Makbule Atadan, daha sonra Çankaya Köşkü arazisi içinde kendisi için yaptırılan Çamlı Köşke yerleşti.
1930′da Atatürk’ün isteğiyle Fethi Okyar’ın kurduğu Serbest Cumhuriyet Fırkasına giren Makbule Hanım birkaç ay sonra parti kapatılınca siyasetten çekildi ve 1935′de milletvekili Mecdi Boysan ile evlendi. Makbule Atadan’ın ağabeyi Atatürk ile ilgili anıları “Büyük Kardeşim Atatürk (1952)” ve “Ağabeyim Mustafa Kemal (1952)” adlarıyla yayımlandı. 1956 yılında 69 yaşında öldü.

OKUL YILLAR

Mustafa, öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet Efendi’nin mahalle mektebine başladı. Sonra babasının isteğiyle, yeni bir yöntemle öğretim yapmak üzere Selanik’te açılan, Şemsi Efendi Mektebi’ne geçti. Bu sırada babasını kaybetti. Bir süre Rapla çiftliğinde dayısının yanında kaldıktan sonra, annesi Mustafa’nın eğitim hayatına devam etmesini istediği için, Selanik Mülkiye İdadisi’ne (ortaokul) kaydoldu. Mustafa’nın bu okulda hocasıyla arasında bir tartışma geçince, zaten orada okumasını istemeyen büyükannesi onu derhal okuldan aldı. Askeri Rüştiye elbisesi giyen komşusunun oğluna özenen Mustafa, asker olmasını istemeyen annesinin karşı çıkmalarına rağmen, gizlice, Selanik Askeri Rüştiyesi’nin sınavına girdi. Sınavı kazandığı haberini alan Mustafa annesine karşı bir oldu bitti yapıp, bu okula kaydını yaptırdı. (1893). Bu okulda, Matematik hocası ona Kemal adını verdi.
Selanik Askeri Rüştiyesini başarıyla bitiren Mustafa Kemal, Manastır Askeri İdadisi’ne (lise) girdi. Burada Fransızca’dan geri kalınca, ilk tatilde Selanik’e gitti ve iki üç ay gizlice Fransız Firerler Okulu’nun özel sınıfına devam ederek, Fransızcasını geliştirdi. Ertesi yıl Manastır Askeri İdadisi’nde, buraya yeni gelen Şair Ömer Naci ile tanıştı ve edebiyatla da ilgilenmeye başladı.

Harp Okulu
Manastır Askeri İdadisi’ni başarıyla bitiren Mustafa Kemal, İstanbul’a giderek Harp Okulu’nun piyade bölümüne girdi. (13 Mart 1899). Harp Okulu’nun ilk sınıfında az çalışan Mustafa Kemal, diğer iki yılda var gücüyle derslerine sarıldı. 1902′de bu okulu teğmen rütbesiyle bitirdi ve öğrenimine Harp Akademisi’nde devam etti. 1903 yılında Üsteğmen oldu. 11 Ocak 1905 tarihinde de Harp Akademisi’nden mezun olan Kurmay Yüzbaşı Mustafa Kemal, staj yapması için Şam’daki 30. Süvari Alayı’na gönderildi.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Atatürk'ün Hayatı

13/12/2008 · Kategori: Ataturkun Hayati

Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selânik’te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi’ndeki üç katlı pembe evde doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım’dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın’dan Makedonya’ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir. Annesi Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türk ailesinin kızıdır. Milis subaylığı, evkaf katipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım’la evlendi. Atatürk’ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü, sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına değin yaşadı.

Küçük Mustafa öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet Efendi’nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, sonra babasının isteğiyle Şemsi Efendi Mektebi’ne geçti. Bu sırada babasını kaybetti (1888). Bir süre Rapla Çiftliği’nde dayısının yanında kaldıktan sonra Selânik’e dönüp okulunu bitirdi. Selânik Mülkiye Rüştiyesi’ne kaydoldu. Kısa bir süre sonra 1893 yılında Askeri Rüştiye’ye girdi. Bu okulda Matematik öğretmeni Mustafa Bey adına “Kemal” i ilave etti. 1896-1899 yıllarında Manastır Askeri İdâdi’sini bitirip, İstanbul’da Harp Okulunda öğrenime başladı. 1902 yılında teğmen rütbesiyle mezun oldu., Harp Akademisi’ne devam etti. 11 Ocak 1905′te yüzbaşı rütbesiyle Akademi’yi tamamladı. 1905-1907 yılları arasında Şam’da 5. Ordu emrinde görev yaptı. 1907′de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır’a III. Ordu’ya atandı. 19 Nisan 1909′da İstanbul’a giren Hareket Ordusu’nda Kurmay Başkanı olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa’ya gönderildi. Picardie Manevraları’na katıldı. 1911 yılında İstanbul’da Genel Kurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı.

1911 yılında İtalyanların Trablusgarp’a hücumu ile başlayan savaşta, Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911′de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşını kazandı. 6 Mart 1912′de Derne Komutanlığına getirildi.

Ekim 1912′de Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır’daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne’nin geri alınışında büyük hizmetleri görüldü. 1913 yılında Sofya Ateşemiliterliğine atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915′te sona erdi. Bu sırada I. Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdağ’da görevlendirildi.

1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı’nda, Mustafa Kemal Çanakkale’de bir kahramanlık destanı yazıp İtilaf Devletlerine “Çanakkale geçilmez! ” dedirtti. 18 Mart 1915′te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası’na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915′te Arıburnu’na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal’in komuta ettiği 19. Tümen Conkbayırı’nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi. İngilizler 6-7 Ağustos 1915′te Arıburnu’nda tekrar taarruza geçti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos’ta Anafartalar Zaferini kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos’ta Kireçtepe, 21 Ağustos’ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşlarında yaklaşık 253.000 şehit veren Türk ulusu onurunu İtilaf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. Mustafa Kemal’in askerlerine “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!” emri cephenin kaderini değiştirmiştir.

Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları’dan sonra 1916′da Edirne ve Diyarbakır’da görev aldı. 1 Nisan 1916′da tümgeneralliğe yükseldi. Rus kuvvetleriyle savaşarak Muş ve Bitlis’in geri alınmasını sağladı. Şam ve Halep’teki kısa süreli görevlerinden sonra 1917′de İstanbul’a geldi. Velihat Vahidettin Efendi’yle Almanya’ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyehatten sonra hastalandı. Viyana ve Karisbad’a giderek tedavi oldu. 15 Ağustos 1918′de Halep’e 7. Ordu Komutanı olarak döndü. Bu cephede İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savunma savaşları yaptı. Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918′de Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına getirildi. Bu ordunun kaldırılması üzerine 13 Kasım 1918′de İstanbul’a gelip Harbiye Nezâreti’nde (Bakanlığında) göreve başladı.

Mondros Mütarekesi’nden sonra İtilaf Devletleri’nin Osmanlı ordularını işgale başlamaları üzerine; Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919′da Samsun’a çıktı. 22 Haziran 1919′da Amasya’da yayımladığı genelgeyle “Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını ” ilan edip Sivas Kongresi’ni toplantıya çağırdı. 23 Temmuz - 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum, 4 - 11 Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi’ni toplayarak vatanın kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesini sağladı. 27 Aralık 1919′da Ankara’da heyecanla karşılandı. 23 Nisan 1920′de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Meclis ve Hükümet Başkanlığına Mustafa Kemal seçildi Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı’nın başarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabul edip uygulamaya başladı.

Türk Kurtuluş Savaşı 15 Mayıs 1919′da Yunanlıların İzmir’I işgali sırasında düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı. 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması’nı imzalayarak aralarında Osmanlı İmparatorluğu’nu paylaşan I. Dünya Savaşı’nın galip devletlerine karşı önce Kuvâ-yi Milliye adı verilen milis kuvvetleriyle savaşıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurdu, Kuvâ-yi Milliye - ordu bütünleşmesini sağlayarak savaşı zaferle sonuçlandırdı.

Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Kurtuluş Savaşının önemli aşamaları şunlardır:

Sarıkamış (20 Eylül 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve Gümrü’nün (7 Kasım 1920) kurtarılışı.

Çukurova, Gazi Antep, Kahraman Maraş Şanlı Urfa savunmaları (1919- 1921)

I. İnönü Zaferi (6 -10 Ocak 1921)

II. İnönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921)

Sakarya Zaferi (23 Ağustos-13 Eylül 1921)

Büyük Taarruz, Başkomutan Meydan Muhaberesi ve Büyük Zafer (26 Ağustos 9 Eylül 1922)

Sakarya Zaferinden sonra 19 Eylül 1921′de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal’e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi. Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923′te imzalanan Lozan Antlaşması’yla sonuçlandı. Böylece Sevr Antlaşması’yla paramparça edilen, Türklere 5-6 il büyüklüğünde vatan bırakılan Türkiye toprakları üzerinde ulusal birliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması için hiçbir engel kalmadı.

23 Nisan 1920′de Ankara’da TBMM’nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu müjdelenmiştir. Meclisin Türk Kurtuluş Savaşı’nı başarıyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kuruluşunu hızlandırdı. 1 Kasım 1922′de hilâfet ve saltanat birbirinden ayrıldı, saltanat kaldırıldı. Böylece Osmanlı İmparatorluğu’yla yönetim bağları koparıldı. 29 Ekim 1923′te Cumhuriyet idaresi kabul edildi, Atatürk oybirliğiyle ilk cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ekim 1923 günü İsmet İnönü tarafından Cumhuriyet’in ilk hükümeti kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ve “Yurtta barış cihanda

barış” temelleri üzerinde yükselmeye başladı.

Atatürk Türkiye’yi “Çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak” amacıyla bir dizi devrim yaptı. Bu devrimleri beş başlık altında toplayabiliriz:

1. Siyasal Devrimler:
· Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)
· Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923)
· Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)

2. Toplumsal Devrimler
· Kadınlara erkeklerle eşit haklar verilmesi (1926-1934)
· Şapka ve kıyafet devrimi (25 Kasım 1925)
· Tekke zâviye ve türbelerin kapatılması (30 Kasım 1925)
· Soyadı kanunu ( 21 Haziran 1934)
· Lâkap ve unvanların kaldırılması (26 Kasım 1934)
· Uluslararası saat, takvim ve uzunluk ölçülerin kabulü (1925-1931)

3. Hukuk Devrimi :
· Mecellenin kaldırılması (1924-1937)
· Türk Medeni Kanunu ve diğer kanunların çıkarılarak laik hukuk düzenine geçilmesi (1924-1937)

4. Eğitim ve Kültür Alanındaki Devrimler:
· Öğretimin birleştirilmesi (3 Mart 1924)
· Yeni Türk harflerinin kabulü (1 Kasım 1928)
· Türk Dil ve Tarih Kurumlarının kurulması (1931-1932)
· Üniversite öğreniminin düzenlenmesi (31 Mayıs 1933)
· Güzel sanatlarda yenilikler

5. Ekonomi Alanında Devrimler:
· Aşârın kaldırılması
· Çiftçinin özendirilmesi
· Örnek çiftliklerin kurulması
· Sanayiyi Teşvik Kanunu’nun çıkarılarak sanayi kuruluşlarının kurulması
· I. ve II. Kalkınma Planları’nın (1933-1937) uygulamaya konulması, yurdun yeni yollarla donatılması

Soyadı Kanunu gereğince, 24 Kasım 1934′de TBMM’nce Mustafa Kemal’e “Atatürk” soyadı verildi.

Atatürk, 24 Nisan 1920 ve 13 Ağustos 1923 tarihlerinde TBMM Başkanlığına seçildi. Bu başkanlık görevi, Devlet-Hükümet Başkanlığı düzeyindeydi. 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyet ilan edildi ve Atatürk ilk cumhurbaşkanı seçildi. Anayasa gereğince dört yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilendi. 1927,1931, 1935 yıllarında TBMM Atatürk’ü yeniden cumhurbaşkanlığına seçti.

Atatürk sık sık yurt gezilerine çıkarak devlet çalışmalarını yerinde denetledi. İlgililere aksayan yönlerle ilgili emirler verdi. Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye’yi ziyaret eden yabancı ülke devlet başkanlarını, başbakanlarını, bakanlarını komutanlarını ağırladı.

15-20 Ekim 1927 tarihinde Kurtuluş Savaşı’nı ve Cumhuriyet’in kuruluşunu anlatan büyük nutkunu, 29 Ekim 1933 tarihinde de 10. Yıl Nutku’nu okudu.

Atatürk özel yaşamında sadelik içinde yaşadı. 29 Ocak 1923′de Latife Hanımla evlendi. Birçok yurt gezisine birlikte çıktılar. Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine dek sürdü. Çocukları çok seven Atatürk Afet (İnan), Sabiha (Gökçen), Fikriye, Ülkü, Nebile, Rukiye, Zehra adlı kızları ve Mustafa adlı çobanı manevi evlat edindi. Abdurrahim ve İhsan adlı çocukları himayesine aldı. Yaşayanlarına iyi bir gelecek hazırladı.

1937 yılında çiftliklerini hazineye, bir kısım taşınmazlarını da Ankara ve Bursa Belediyelerine bağışladı. Mirasından kızkardeşine, manevi evlatlarına, Türk Dil ve Tarih Kurumlarına pay ayırdı. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi, dans etmeyi, ata binmeyi ve yüzmeyi çok severdi. Zeybek oyunlarına, güreşe, Rumeli türkülerine aşırı ilgisi vardı. Tavla ve bilardo oynamaktan büyük keyif alırdı. Sakarya adlı atıyla, köpeği Fox’a çok değer verirdi. Zengin bir kitaplık oluşturmuştu. Akşam yemeklerine devlet ve bilim adamlarını, sanatçıları davet eder, ülkenin sorunlarını tartışırdı. Temiz ve düzenli giyinmeye özen gösterirdi. Doğayı çok severdi. Sık sık Atatürk Orman Çiftliği’ne gider, çalışmalara bizzat katılırdı.

Fransızca ve Almanca biliyordu. 10 Kasım 1938 saat 9.05′te yakalandığı siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı’nda hayata gözlerini yumdu. Cenazesi 21 Kasım 1938 günü törenle geçici istirahatgâhı olan Ankara Etnografya Müzesi’nde toprağa verildi. Anıtkabir yapıldıktan sonra nâşı görkemli bir törenle 10 Kasım 1953 günü ebedi istirahatgâhına gömüldü.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »